ruh halim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ruh halim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2016 Perşembe

Soru

Tanrım, kaç kez gönderdin peygamberlerini
bu acımasız dünyaya:
"Bağışlayın!" dedi onlar bize. "Sevin!" dediler.
"Kovun kötülüğü yüreklerinizden!"
Saygımız var, unutmuyoruz dediklerini, ama bu karanlık günlerde
Yanlış övgülerle uzaklaştırdık kendimizden onları.
Güçlünün suç işlemesini önlemeye gücü yetmeyen adaletin
tek başına için için ağladığını gördüm,
Genç çocuklar gördüm, koşup kederli başlarını
acı içinde amansız taşlara vuran.
Şimdi sesim kısıldı, kalmadı flütümde ahenk
Aysız gecenin tutsaklığı
Derin, karanlık kâbuslara boğdu dünyamı.
İşte bunun için yaşlı gözlerle soruyorum sana
"Havanı zehirleyenler, ışığını söndürenler,
bağışlıyor musun onları gerçekten?
Gerçekten seviyor musun onları?"

-Tagore

19 Nisan 2015 Pazar

Keyfiyet #5 Kayıp

Uzun zamandır boşladım buraları, farkındayım. Eksikliğimin farkına varmadınız ama değil mi? O zaman bir yıldır neler yaptığımı da anlatmıyorum. :P

Zaman çok çabuk geçiyor ben hayatı yakalayamıyorum artık. Girdiğim kısır döngüden bir an önce çıkabilmeyi ümid ediyorum. Neyse...

Hadi son günlerde dinlediğim bir şeyi paylaşayım da neşemiz yerine gelsin.

Not: Bir süredir Kore sevdasından vazgeçmiş ve rotamı güneye -Hindistan'a- çevirmiş bulunmaktayım. Bu şarkıyı da böylelikle buldum. Belki izlediklerimi de anlatırım birgün. 

20 Nisan 2013 Cumartesi

Keyfiyet #4 Boşlukta..

Boston'daki haberleri çoğu kişi duymuştur herhalde. Bugün de gün boyu sokağa çıkma yasağı vardı. Evde oturmayı çok seven biri olarak zorla evde tıkılı kalmak epey içime oturdu.

Masumların canının yandığına mı yansak, yine olayların bir şekilde Müslümanlar'a mal edilmeye çalışıldığına mı yansak?? Bundan sonra ne olacağı, bizi ne tür tepkilerin beklediği ise ayrı bir can sıkıntısı..

Gün boyu evde tek yaptığım haberleri takip etmekti. Yandık, canımız acıdı diyorum ama, dediğim kadar hissedemiyorum bile gönlümde. Söylediklerim sadece aklımla iradi olarak hissetmeye çalıştıklarım belki. Sanki ruhum bedenimden çekilmiş ya da kalbim taşlaşmış gibi. Tek yaptığım haberleri takip etmek ve oturmak, öylece oturmak.

Bilmiyorum bu daha ne zamana kadar sürecek?

Yoksa henüz yeni mi başlıyor?

13 Mart 2012 Salı

23 Şubat 2012 Perşembe

Keyfiyet #3 Biri beni bu tembellikten kurtarsin!

"Procrastination"in dibine vurmus durumdayim.


An itibariyle;
  1. Yetistirmem gereken bir (hatta iki) projem var.
  2. Calismam gereken bir sinav var.
  3. Cevaplamam gereken emailler var.
  4. Gelmekte olan bir dogum gunu icin yapilacak hazirliklar var.
  5. Temizlenecek bir ev var.
  6. Aklima gelmedi ama vardir birsey daha.
Bense bunlari yapmamak icin elimden gelen ozeni(!) gosteriyorum.

Yardim edecek birisi yok mu???

Lutfeeen!!

7 Aralık 2011 Çarşamba

Yağmur, Ah Yağmur!

Yağmuru seviyorum. Pencereden yağışını izlemeyi, yağmur altında yürümeyi, yüzümü gökyüzüne çevirmeyi (gözlüklerimi çıkararak tabi ki) ve sırılsıklam ıslanmayı da seviyorum. Bir de yağmur yağarken uyumayı da seviyorum. (Saçma geliyor başta değil mi? Aslında her an her yerde uyuyabilirim. :) Herhalde yağmur sesini dinleyerek uykuya dalmak cazip geliyor, fırtına olmadığı müddetçe.)

Fakat yağmurlu havalarda işe gitmek tam bir zulüm. Islanacaksın, kuruyamayacaksın, üstelik iştesin... Sabah yataktan kalkmamak için binbir bahane uydurabilirim. Bugün de o günlerden biri. Mecbur olmasam hiç gelmez, evden yapardım işleri. Peki geldim de ne oldu? Bilgisayar laboratuvarlarının hepsinde ders var. Böylece bana da yazmak için fırsat doğdu.

Aslında düşününce yağmura haksızlık etmeyeyim. Sorun benim miskinliğim, yağmur işini yapıyor sonuçta. Şimdi yağacak ki baharda ekinler daha bir güzel yeşersin, su kaynaklarımız dolsun değil mi?

Yağmuru düşünürken birbirinden kopuk şeyler aklıma geldi. Yazinin bundan sonrasi da bu şekilde ilerliyor. Şimdiden uyarayim. :)
*
Yağmur niye damla damla yağıyor? Çesmeden akar gibi dökülseydi olmaz mıydı? Herhalde tsunaminin gökten geleni gibi olurdu o zaman. Sebebini üşenmeyip okumak isterseniz burda yazıyor. Tamam bilimsel bir kaynak değil farkındayım. :)
*
Bir de yağmur damlalarının şeklinin hiç de zannettiğimiz gibi gözyaşı şeklinde olmadığını biliyor muydunuz? Küçük yağmur damlaları küre şeklinde olurmuş, büyüdükçe hamburger ekmeğine benzer ve daha da büyüdüklerinde simidimsi şekle girerlermiş. Bununla ilgili çalışmalar da 1898 yılında Philipp Lenard adlı birisi tarafından yapılmış.
*
Yağmurun kültürümüzdeki yerini düşündüm sonra. Bizde yağmur rahmettir, hep istenilen, olmadığında duaya çıkılan, geldiğinde de afetsiz olması için dua edilen bir olaydır.

Türkülerimizde, şarkılarımızda, şiirlerimizde, manilerimizde hep geçer ve severek de söyleriz. Neşet Ertaş'tan "Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca"yı, "Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur"u sevmeyen yoktur. Hele çocukken "Yağmur yağıyor/Seller akıyor/Arap kızı camdan bakıyor" diye az dolaşmadık etrafta.

Bir de babamların çocukluğunda bahar aylarında yaptıkları Yağmur Gelin eğlencesi varmış. Köyde kalan adetlerden.. Bilmiyorum hâlâ köydeki çocuklar yapıyorlar mı? Şimdi şöyle yapılıyor: Uzun bir sopaya bir örtü, kıyafet vs (evet bildiniz, bu sopa gelin oluyor :D) geçiren köyün çocukları bununla bütün evleri tek tek dolaşıp "Yağ yağ yağmur/Tarlada çamur/Teknede hamur/Ver Allahım ver/Sicim gibi yağmur" derlermiş. Gittikleri evlerden de bulgur. yumurta, yağ gibi şeyler toplarlarmış. Tabi şanslılarsa şekerleme, şanssızlarsa su şakalarıyla da karşılaşabiliyorlarmış. Sonra topladıklarını köyün meydanında ninelerden birisi pişirir, çocuklar da afiyetle yerlermiş. Küçükken bir defa ben de rastlamıştım ama çekingen bir çocuk olduğum için katılmamıştım onlara. Şimdi pişman değilim desem yalan olur. Eğleceyi kaçırmışım, tühh! :D
*
Kültürden devam edelim madem. TDK'daki içinde yağmur geçen atasözleri ve deyimlerden birkaçı şöyle:

Abanın kadri yağmurda bilinir.
Arsızın yüzüne tükürmüşler "yağmur yağıyor" demiş.
Çiftçiye yağmur, yolcuya kurak; cümlenin muradını verecek Hak.
Islanmışın yağmurdan korkusu olmaz.
Rüzgârlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu. (İşte budur! Yağmurda uyumayı sevmek konusunda yalnız olmadığımı biliyordum :D)

Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak
Yağmur yağarken küpünü doldurmak
Yağmur yemek
Yağmur gibi yağmak
*
Yağmur kelimesi eski Türkçe'de "yagmur/yamgur", Azerice'de "yağış", Türkmence'de "yagın" olarak kullanılıyormuş.

Diğer dillerde de şöyle: İngilizce'de "rain", Almanca'da "regen", Fransızca'da "plue", İspanyolca'da "lluvia", Korece'de (buraya dikkat! :D) "bi/", Japonca'da "ame/レイン ", Arapça'da "matar/مطر" şeklinde kullanılıyormuş.
*
Her ne kadar yağmura güzelleme yazamasam da yağmur hakkında birşeyler yazmak iyi geldi; yeniden sevdim yağmuru, yağmurlu havaları. İşe gidiyor dahi olsam epey idare eder herhalde bu beni. Bir de şarkı eklersek bitirmeyi hak etmiş olur muyum?


Güzel yağmurlu günler dilerim..

25 Ekim 2011 Salı

Sadece "Üzgünüm"

Bildiğiniz gibi gündemimiz bir süredir terör belasıydı. Tadımız tuzumuz kaçmıştı ki, Van'dan gelen haberlerle birkez daha üzüldük.

Gündem yoğun, iletişim hızlı olunca birbiri ardına gelen haberleri takip edemez oldum. Kimi terör olayları ve depremi ilişkilendiriyor, kimi ünlüler ne demiş konuşuyor, kimi zenginlere sesleniyor...

Gülüp eğlenmek kolay ama keyfim kaçınca dilim de tutuluyor. Marifet tam da böyle zamanlarda birşeyler söyleyebilmek, vicdanını konuşturmak, gönül telinin nağmelerini seslendirmek belki de.

Neyse...(bu neyse "bosver" anlamında degil, "beni geçelim" anlamında) Bana gelene kadar zaten birçok söz söylendi, yorumlar yapıldı. Ben de sadece ÇOK ÜZGÜN olduğumu ve elimden ne geliyorsa yapmaya çalışacağımı paylaşmak istedim.

11 Ekim 2011 Salı

Keyfiyet #2 Sonbahar gezisi



Memleketimin kokusuna değişmeyeceğim bir yere gittim.
Sonbaharda bir başka güzeldi.
Bedenen ve ruhen yenilendim.

Ayvaz, mutlaka birgün beraber gidelim.
Olur mu?

5 Ekim 2011 Çarşamba

Keyfiyet #1

Artık çok dağınığım.

Halbuki, eskiden ne kadar da düzenliydim.

“İnsanın iç dünyası nasılsa dışa da o yansır” derler.
Sence de öyle mi?
Bence öyle.
Acaba ne zaman tekrar derlenip toparlanacağım?